Belgrad’dan araba kiralayarak yola koyulduğumuz Saraybosna’ya beş saatlik bir yolculuk sonrası ulaştık. Belgrad’a giderken sadece orada olacağımızı düşünmüştük ama gezgin ruhumuz bizi çok sakin bırakmadı ve kendimizi bir anda Saraybosna yollarında bulduk. Yaklaşık bir buçuk bir gün geçirdiğim bu tatlı ve küçük şehir ile ilgili notlarım umarım seyahatinize keyifli katkılar sağlar.

Yaklaşık 800 binlik bir nüfusa sahip Saraybosna, Bosna Hersek’in en büyük kenti ve aynı zamanda da ülkenin başkenti konumunda. Bu şehrin kimliğine kavuşması Osmanlı’nın önemli bir etkisi bulunuyor. 1400’lü yıllarda Osmanlı’nın bu bölgeyi ele geçirmesiyle şehrin kuruluşu gerçekleşmiş ve Osmanlı’nın Avrupa topraklarındaki en büyük kenti olmuş. Osmanlı’dan önce şehir Vrhbosna ismiyle anılıyormuş.  

Şehrin en önemli özelliklerinden biri farklı dini yapıdan insanların bir arada yaşıyor olması. Burada Müslüman, Musevi, Ortodoks veya Katolikler olan bir sürü insana denk gelebilirsiniz. Şehrin yapısı ve kültüründen dolayı sokaklarda gezerken kendinizi Türkiye’de hissetmeniz ise çok olası.

Saraybosna’da 1992’de başlayan ve 1995’de son bulan ‘Bosna Savaşı’na şehirde çok büyük etkiler bırakmış. Bazı kaynaklara göre bu üç yıllık savaş süreci modern dünya tarihindeki en uzun kuşatmaya olarak da geçiyor. Bu savaş şehirdeki birçok tarihi yapıyı ve eseri de tahrip veya yok etmiş.

Saraybosna’nın kendisini dünyaya tanıtması ise 1984 yılındaki Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapması ile olmuş. Dar sokakları, sıcakkanlı insanları, tarihi zenginlikleri açısından gezilmesi gereken yerlerden biri olan Saraybosna’yı gezmek için ise iki günlük bir sürenin rahatlıkla yeteceğini düşünüyorum. Doğru bir planlama ile şehri bir günde de bitirebilmek neredeyse mümkün.

Türklerin çok fazla rağbet gösterdiği yerlerden biri olan Saraybosna’nın birçok yerinde bolca Türk turiste denk gelebilirsiniz. Son bir not ise şehri gezmeden önce şehrin kısa tarihini ve özellikle ‘Bosna Savaşı’na dair bilgiler okursanız bu şehri gezmek çok daha anlamlı olacaktır.

Saraybosna’nın para birimi ise Mark (2019’da 1 TL 0i30 BAM’a denk geliyordu). Türk lirası karşısında ise maalesef daha değerli. Bizim kadar gelişmemiş bir ülkede paramızın bu kadar değersiz olması beni oldukça üzmüştü.

Saraybosna’da Ulaşım

Bu şehirde toplu ulaşım kullanmadığım için bu alana bir şey yazamıyorum. Sadece edindiğim birkaç bilgiyi sizlerle paylaşacağım.

Saraybosna, 1885’te Avrupa’daki elektrikli tramvay hattına sahip ilk şehir olma ünvanına sahip. Bu şehirde tramvay halen önemli bir ulaşım aracı. Şehirdeki birçok tamvay ise Konya’dan alınma.

Şehri gezmek için Hop on-Hop Off kullanmak isterseniz ise saatlik ücreti 11 Euro. Bu tur ortalama olarak 75 dakika civarlarında sürüyor.

Saraybosna’da Yeme-İçme

Bu şehirde 1,5 günlük bir zaman geçirdiğimden yeme içmeye çok vakit ayıramadım ama deneyimlediğim lezzetleri sizlerle paylaşmak isterim.

Boşnak Böreği: Günün her saati yiyebileceğiniz Boşnak Böreği buralarda çok meşhur. Başçarşı’da bulunan Buregdzinica adlı mekan ise Boşnak Böreğinin en güzel yenebileceği yerlerden.  1 posiyon börek ve ayran 5 mark.

Cevapi Köftesi: Buraların köfteleri çok meşhur. Harika bir lezzet olan Cevapi Köftesi bizim İnegöl Köfteye yakın bir tat. Ortalama bir porsiyon köftenin fiyatı 20-25 mark civarlarında değişiyor. Başçarşı çevresinde birçok bilinen yerde bu köfteyi rahatlıkla yiyebilirsiniz.

Kuru Fasulye: Güveç içerisinde servis edilen kuru fasulyenin tadı bizimkinden çok farklı değil. Sadece bizim yan malzeme olarak koyduğumuz soğan türü şeyler burada daha az kullanılıyor. Fasulyelerin daha büyük olduğu ve suyunun az olduğu lezzetli bir tat.

Triliçe: Türkiye’de de atık popüler olan Triliçe buranın en bilinen tatlarından bir tanesi.

Ayran: Türkiye’de olduğu gibi burada da yerel yapım ayranlar oldukça popüler. Ayran için özel bir mekan adresi vermek çok doğru olmaz, her yerde rahatlıkla bulabilirsiniz.

Türk Kahvesi: Dünyadaki en fazla Türk Kahvesi tüketen ilk on şehir arasında bulunan Saraybosna’da özellikle hanlarda güzel Türk Kahveleri yapılıyor.

Saraybosna’da Gezilecek Yerler

Başçarşı: 15. Yüzyılda inşa edilmiş bu çarşı Saraybosna’nın merkezi olarak bilinir. Şehirdeki birçok tarihi yapı ve şehrin simgelerinden biri olan Sebil’de bu çarşıda bulunmaktadır. Bosna Savaşı sırasında Sırp askerleri tarafından yoğun saldırılara maruz kalan Başçarşı bugüne kadar ayakta kalmayı başarmış. Başçarşı bölgesindeki birçok tarihi eser Gazi Hüsrev Bey tarafından yapılmış. Çarşı çevresinde hediyelik eşya alımı içinde oldukça fazla dükkan bulunuyor.

Sebil: Taş ve ahşaptan yapılan, Osmanlı tarzını yansıtan ve Saraybosna’nın sembolü niteliğinde olan Sebil, Başçarşı’nın tam ortasında bulunuyor. 1753 yılında Mehmet Paşa tarafından şehirdeki halkın ve yolcuların su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmış. Çeşitli zamanlarda önemli tahribatlar görmüş olan Sebil, 2006 yılında yapılan renovasyon çalışmaları ile son şekline kavuşmuş. Bu çeşmenin benzerleri Ankara, Belgrad ve Amerika’da bulunmakta.

Galatasaraylı Tarık Hodzic Mekanı: Galatasaray formasıyla Türkiye Süper Ligi’nde ilk yabancı gol kralı olan Tarık abinin mekanı. Gittiğinizde göreceksiniz ki her yer sarı kırmızı. Sizi çok güzel karşılıyor. Üstüne birde Türk ve Galatasaraylıysanız gerisini düşünmeyin. Tarık abinin mekanında soluklanabilir ve yemekte yiyebilirsiniz. Burası Hüsrev Ağa camisine çok yakın.

Bakırcılar Çarşısı: Bakırcılar çarşısını gezerken kendinizi Türkiye’de gibi hissedebilirsiniz. Özellikle Gaziantep’in Bakırcılar Çarşısı ile çok benzer bir yapısı var. Birçok dükkanda canlı olarak el işçiliğine yakında tanık olabilir, izleyebilirsiniz. Bu çarşıyı dükkanlara takılmadan 25-30 dakikalık bir sürede gezebilirsiniz. Lükse kaçmazsanız ortalama 5 ila 15 mark arası küçük hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Bu arada bu çarşıya geldiğinizde mutlaka bir Türk Kahvesi içerek soluklanın.

Gazi Hüsrev Bey Medresesi: Şehirdeki önemli Osmanlı eserlerinden bir tanesi olan Gazi Hüsrev Bey Medresesi, 16. Yüzyılda Sultan 2. Bayezid’in torunu Gazi Hüsrev Bey tarafından inşa edilmiş. Bu medrese Osmanlı döneminde okul olarak hizmet vermiş. Bilinen tarz medreselerin mimari yaklaşımına sahip bu medresenin giriş bölümünden geçinde o dönemin öğrencilerine ait derslikleri görebiliyorsunuz. Günümüzde halen eğitim alanda faaliyetlerini sürdüren bu medreseye giriş ücretsiz.

Sırp-Ortodoks Katedrali: Bizans mimarisi ile 1863-1873 yılları arasında Osman Paşa döneminde inşa edilen Sırp-Ortodoks Katedrali, 2. Dünya savaşından sonra Mimarlık-Mühendislik fakültesi olarak hizmet vermiş. Beş kubbeli Sırp Ortodoks Katedrali’nde barok tarzı mimari baskın olarak hissedilmesine karşın farklı mimarların dokunuşlarıyla günümüze kadar ulaşmış.

At Meydanı: Latin köprüsünün hemen karşısında yer alan At Meydanı, tarihin en önemli meydanlarından bir tanesiymiş. At alım ve satım işlemlerinin burada yapılmasından dolayı bu meydana ‘At Meydanı’ adı verilmiş. Bu meydan da eski zamanlarda köle ticareti ve idam olayları da gerçekleşiyormuş. Günümüzde yemyeşil havasıyla güzel bir dinlenme alanı olarak kullanılıyor.

Osmanlı Kalesi: Şehrin önemli tarihi yapılarından bir tanesi olan Osmanlı Kalesi 667 metre yüksekliğe sahip. 16. Yüzyılda inşa edilen bu kaleden şehrin neredeyse tamamını görebiliyorsunuz. Farklı dönemlerde uğradığı zararlar olmasına karşın yapılan yenileme çalışmaları ile bugüne kadar gelmiş. Osmanlı döneminden kalan en önemli eserlerden bir tanesi olması açısından Türk ziyaretçiler tarafından oldukça fazla ziyaret ediliyor.

Saat Kulesi: Bu kule 17. Yüzyılda inşa edilen ve 30 metre yüksekliğe sahip Saat Kulesi Gazi Hüsrev Bey Camii’nin hemen yanında yer alıyor. Bu saat kulesini diğer kulelerden ayıran en önemli özelliği kulenin içindeki mekanik kısmın Londra’dan getirilmiş olması. Ayrıca bu saat kulesinin dünyada ay takvimine göre işleyen tek takvim olduğu düşünülüyor.

Hünkar Cami: Bu cami Fatih Sultan Mehmet’e hediye olarak yapılması nedeniyle Fatih Cami olarak da biliniyor. Bu caminin en temel özelliği ise Osmanlı’nın bu toprakları almasından sonra Saraybosna’da yapılan ilk cami olması. Bu camiden Evliya Çelebi’nin Seyahatname’ adlı eserinde de bahsediliyor.

Saraybosna Katedrali (İsa’nın Yüce Kalbi Katedrali): Saraybosna’nın en büyük katedrali olan ‘Saraybosna Katedrali’, 1889 yılında inşa edilmiş. Bu katedral ‘İsa’nın Yüce Kalbi Katedrali’ veya ‘Katedrala Srca Isusova’ isimleriyle de biliniyor. Yakın zamanda büyük bir felaket ile yanan Paris’teki Notre Dame Katedrali’nden esinlenerek yapılması onu diğer katedrallerden ayıran önemli bir özelliği. Saraybosna Katedrali burada yaşayan Katoliklerin merkezi olarak kabul ediliyor. Neo gotik tarz mimari yaklaşıma sahip bu katedral savaş sırasında zarar görmesine karşın yapılan yenileme çalışmaları ile ayakta kalmış.

Morica Han: Osmanlı döneminde 1551 yılında inşa edilen bu han bir süre sonra çok önemli bir yangın geçirmiş ve 1697 yılında yenilenmiş. Bugün görülen son hali o restorasyondan sonra ortaya çıkan hali. Han içerisinde o tarihi havayı soluyabilirsiniz. Üst katlara çıkmak bazen mümkün olmuyor ama fırsatınız olursa üst katları da gezin derim.

Bosna Hersek Silahlı Kuvvetler Binası: Şehrin merkezinden yer alan bu yapıyı fırsatınız varsa içerisine girip gezmenizi öneririm. Bu mekanda genelde müzikaller oluyormuş. Ben girdiğimde bir müzikalin provasına tesadüfen denk gelmiştim. Bir süre kaçak oturup izledim 🙂

Latin Köprüsü: Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın şehri ziyareti sırasında öldürülmesi olayı Latin Köprüsü üzerinde gerçekleşmiş.  Bundan dolayı bu köprünün sadece Saraybosna değil dünya tarihinde de oldukça önemli bir yeri bulunuyor. Şehrin önemli bağlantı noktalarından biri olan Latin Köprüsü’nün karşısında durup nelere sebep olduğunu uzun uzun hayal etmiştim.

İnat Evi: Dönemin Avusturya-Macaristan’ın bölgede hüküm sürdüğü dönemde Miljacka Nehri’nin kıyısına bir belediye binası yapılmak istenir. Bunun için tek engel burada bulunan bir evdir. Bu evinde sahibi ise ancak nehrin karşısına bu evin her şeyiyle aynısından yaparsanız diyerek evi vereceğini söylemiştir. Ev sahibinin isteği üzere evin aynısından nehrin karışışına  (tüm ölçümler ve mimarisiyle) yapılır. İşte bu evinde adı da ev sahibinin inadından gelmektedir.

Milli Kütüphane: Latin köprüsüne çok yakın bir mesafede bulunan Milli Kütüphane 1896 yılında açılmış. Çeşitli dönemlerde belediye binası olarak da hizmet veren bu kütüphanede dünyaca ünlü el yazması eserlerinde olduğu yaklaşık 6 milyon eser bulunuyormuş.  1992 yılında başlayan Bosna Savaşı sırasındaki bombalamalarda üç gün boyunca ciddi bir yangın çıkmış ve eserlerin yaklaşık üçte biri bu yangın sırasında yok olmuş. Bu kütüphanenin mimarisi de oldukça güzel.

Bosna Hersek Ulusal Müzesi: Bölgenin en eski müzesi olan Bosna Hersek Ulusal Müzesi Avusturya – Macaristan hakimiyetinin olduğu 1888 yılında inşa edilmiş. Bu müze de savaş sırasında zarar görmüş ve sonrasında onarılmış. Birbirinden farklı alanlarda eserlerin bulunduğu müzedeki en önemli eser Saraybosna ‘Haggadah’ı. Bu eser Yahudiler için ilahi önem taşıyan el yazması olması nedeniyle oldukça önemli.

Sonsuz Ateş: Ferhadiye Caddesinin hemen başlangıcında yer alan Sonsuz Ateş, 2. Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybedenler anısına yapılmış. Çeşitli dönemlerde münferit saldırılara uğramasına karşın halen ayakta.

Buradan farklı bir ülkeye gideceğimizden dolayı Umut Tüneli ve Alifekovac Mezarlığını gezmek için çok vaktimiz olmadı. Ondan dolayı bu iki yer için notları yazamadım. Her iki mekanı gezmek isterseniz gidiş-dönüş mesafelerini de düşünüp ekstradan 2 veya 3 saatlik zaman koymanızı öneririm.

Saraybosna Hakkında Kısa Tavsiyeler

  • Sabah erkenden kalkarak nehir kenarında bir yürüyüş yapın
  • Güzel Sanatlar Akademisi’nin önündeki mekanlarda bir şeyler için
  • Galatasaraylı Tarık Hodzic’in mekanını görün
  • Güzel fotoğraflar çekmek için Zelenih Beretki caddesini ziyaret edin
  • Miljacka Nehrini izleyin ve bu nehir kenarında bulunan mekanlarda oturarak tarihin tadını çıkarın
  • Dinlenmek için Başçarşı içerisinde bulunan Morica gibi hanlara uğrayın ve Türk Kahvesi için
  • Bakırcılar çarşısında el yapımı atölyeleri ziyaret edin ve ustaları izleyin