İnsanlık tarihinde gruplaşmanın seviyesi ve ölçüsü, Paleotik Çağ’dan başlayarak modern iletişim araçlarının keşfedilmesine kadar benzer boyutlarda ilerledi. İnsanın olduğu yerde kabilelerin, toplulukların veya grupların önemi giderek artmaya başladı. Sosyal kimlik teorisine göreyse bu durum şöyle açıklanıyor; insanlar kendilerini sosyal topluluklar içerisine sokarak sınıflandırıyor. Bu topluluklar sayesinde insanlar çevresini tanımlıyor ve kendilerine sosyal çevre içerisinde yer edinmeye çalışıyor.*

Günümüzde gruplaşmanın boyutu, kapsamı ve gücü önemli ölçüde değişiklik gösterdi ve bu değişim giderek de derinleşiyor.

1820 yılında Danimarkalı bilim adamı Oersted tarafından modern iletişim araçlarının ilk çalışma prensibi oluşturulsa da, modern iletişimin başlangıcı Graham Bell tarafından 1876’da icat edilen telefon ile gerçekleşti. İletişimde önemli bir devrime neden olan internet ise 1965 yılında ortaya çıktı. Bu dönemden çok yakın bir zaman sonra (5 yıl civarlarında) ise ilk sanal topluluklar görülmeye başlandı. (Dünyadaki ilk sanal topluluk ARPANET üzerinden yayın yapan SF-Lovers (Science Fiction Lovers) isminde olan bilim kurgu severler topluluğudur.**)

Sanal toplulukların gelişimde en önemli adım ise 1988 yılında hayata geçirilen ve bir kişinin diğer bir kişiye yazdığı şeyi doğrudan göndermesine izin veren IRC (İnternet konuşma nakli) sisteminin bulunmasıyla oldu. Bu sistemin bulunmasından sonra sanal topluluklar, şekilsel ve biçimsel olarak önemli bir değişime uğradı.

2000 yılından sonra ise iletişim araçların boyutu ve kapsamı tamamen değişmeye başladı. Dijital dünya ile birlikte iletişim ekosisteminin boyutu bireyden, aileden ve yakın çevreden çıkıp, genele yayılabilir duruma geldi. Hatta bu dönemden sonra iletişimin şekli yüz yüze ve sanal olmak üzere iki temel şekle büründü.

Yüz yüze iletişim ve gerçek ortam buluşmaları 2000 yılından önce var olan grupların en önemli iki temel özelliğiydi. Bu dönemde grupların ölçekleri ve etkileri sınırlı boyutlara sahipti. Markalar bu gruplar ile özel bir iletişim kurma çabası içerisine dahi girmiyordu. Genele yapılan iletişim, bu kitlelere ulaşmak için yeterli olmaktaydı. Markaların tüketiciye yönelik iletişim yapması günümüze göre çok daha kolaydı. İletişimde çekme değil itme döneminin olduğu bir süreç vardı.

İnternetin sosyal hayata penetre olmasıyla birlikte ise sanal grupların doğuşu gerçekleşti. İnternetin zaman içerisinde hayata ve cihazlara adapte olmasıyla birlikte bu grupların sayısı üstel olarak artmaya başladı. Bu artış sanal gruplarda mikro boyutlarda bölümlemeleri de beraberinde getirdi. Sanal dünyadaki gruplar, postmodern gruplar (kabileler) olarak da anılmaya başlandı.

Süreci daha basit anlamak adına şöyle bir örnekle anlatmak daha iyi olabilir.1940-1980 arasındaki topluluklar/gruplar/kabileler daha makro boyutlara sahipti ve kontrol mekanizmaları daha kolaydı. 1980 yılından sonra iletişimsel alandaki değişimler makro grupları önce kendi içerisinde daha sonra ise yeni grupların doğmasına vesile olacak şekilde bölmeye başladı. Bir süre daha böyle devam eden süreç 2000 yılından sonra önemli bir değişime uğradı. Bu dönemden itibaren gruplaşmalar daha çok internete kaymaya başladı. İlgi alanları, yaşam şekilleri, gelir düzeyleri vb. gibi farklı farklı segmentasyonlar altında oluşumlar başladı. Tüketici tarafından segmente edilebilir hale gelen bu grupları, her geçen gün bölünmeye ve mikro boyutlardaki grupların ortaya çıkmasına temel oluşturdu. Bu grupların oluşma, tanışma ve iletişim kurma biçimleri de internet temelli olmaya başladı. Bu gruplar eylemsel olarak önemli bir güce sahip oldu. Sürekli bir iletişim ve etkileşim durumunun olması, bu etkileşimin grup içerisinde sınırlı kalmaması ve etki alanını genişletmesi marka ve tüketici arasındaki dengeleri önemli ölçüde değiştirdi.

Görsel 2: Sanal Grupların Sembolizasyonu

Grupların etkileme gücü rakamsal boyutlardan ziyade işlevsel ve içeriksel boyuta doğru değişmeye başladı. Bugün bir grup oluşturabilmek için iki kişinin bir araya gelmesi yeterli bir ölçüt. Nicelikten ziyade niteliğe doğru bir kayma söz konusu. Burada bahsetmek istediğim konu yeni sosyal mecraların çıkıp insanların o mecraların kullanmasından çok öte bir durum. İnsanlar artık herhangi bir mecraya ihtiyaç duymadan da kendi iletişim ekosistemlerini yaratabilir güce sahipler. Üstelik yaratılan bu ekosistemler, finansal ve bütçesel açıdan birçok güçlü yapıdan çok daha etkili olabilme olanağına da sahip.

Bu dönemin en önemli özelliği ise birbirlerini hiç tanımayan, birbirlerini hiç görmeyen, birbirleri ile farklı fikir ve görüşlere sahip grupların, gerektiğinde tüm alt detayları bir kenara bırakıp ortak hareket edebilme güçlerine sahip olmaları.

Ortaya çıkan bu durum/durumlar markalar açısından kolay olmayacak bir sürecin habercisi. İnsan odaklı olmayan ve sanallığı gerçekliğe dönüştüremeyen sistemlerin işleri giderek zorlaşacak. Giderek artan sistematiklik içerisinde insan duygusunun etkisi çok daha güçlü hale gelecek.

  • Ashforth, B. E. ve Mael, F. (1989). Social Identity Theory and The Organization, The Aca-demy of Management Review, 14 (1), 20-39.
  • Görsel 2 Kaynak: https://www.kisspng.com/png-social-network-analysis-social-influence-health-be-946962/download-png.html#