Dijital çağda markalar kendilerini ifade edebilmenin ve konuşabilmenin birçok farklı yolunu arıyorlar. Çünkü çağın ekosisteminin özünde paylaşmak ve konuşmak yer alıyor. Bugün trent olarak bir anda hayatımıza giren bir mecrada bir anda var olma savaşı içerisine giren markalar tüm konsantrelerini belirli bir süre bir kanala/kanallara veriyor ve sonra var olan olağan sürece geri dönüyorlar. İşte bu kadar yoğun algı kayması yaşanan dijital döngüde özel olan bir alan var ki o da kurumsal bloglar. Günümüzde bir şirketin blogunun olmasının o şirketin dijital çağa yaklaşımını ve algısını en güzel şekilde resmeden figurlerden biri olduğunu görüşündeyim. Bloglar çok görünmez, her gün göz önünde olmazlar ama şirketlere katma değerleri göz önünde olan bir çok kanaldan daha büyüktür.

Kurumsal bloglar müşteriler ile iletişimlerin yönetilebileceği alternatif mecralardan bir tanesidir. Çevrimiçi bilinirliliğin oluşturmasında ve arttırılmasında markaya büyük katma değer sağlar. Bu kanal markanın bakış açısını, uzmanlığını yani markayı en güzel, en doğru ve en doğal biçimde müşteri ile buluşturur. Kurumsal bloglar içerik pazarlaması ve organik pazarlamanın en etkin yöntemidir aslında. Ürettiğiniz bir içerik artık internet sahasında sizin pazarlama şefinizdir. Şefiniz, müşteriyle-marka arasındaki bağı marka kanalından gelen bir tepkimeyle değil organik tepkime yoluyla kurulmasını sağlar.

Bloglar dinamik mecralardır. Eğer statik bir yönetim döngüsü içerisine girilirse hata yapılır. Bu mecralar sürekli yaşayan kanallar olmalıdır. Bundan dolayı blogosfere katılmadan önce bu alandaki yetkinliğiniz iyi tartmalı, planlarınızı ve hedeflerinizi net olarak belirlemekte yarar olacaktır.

Şirketlerde bloglar ilk açıldığı zamanlarda enerji dolu olan yönetim modeli bir süre sonra enerjisini kaybedebilir. Bu aslına bakıldığında olağan bir durumdur. Çünkü bloglar için üretmek gerekir ve üretmek zor bir iştir. İşte bu enerjiyi kaybetmemek için şirket içerisinde blogu farklı şekillerde konumlandırmakta yarar olabilir.

Kurumsal Bloglar Şirket İçinde Nasıl Konumlandırılabilir?

Yazmak zor iştir, özellikle şirketlerde yoğun çalışma temposunun arasında çalışandan birde yazı yazmaları talep edildiğinde zorluk katsayısı daha da katlanır. İşte işin en zor ve kilit noktasıdır burasıdır. Öncelikle blog faaliyetlerini sevilen ve yapmaktan keyif alınan bir hale dönüştürmekle işe başlanılmalıdır. Şirketlerde blog yazarlarından oluşan “Blog Yazarları Kulübü”, “Blogger Kulübü” veya istediğiniz ismi seçeceğiniz bir kulüp kurularak burada etkinlikler yapılabilir ve böylece yazarların bloga yaklaşımları farklılaştırabilir. Özel günlerde onları düşünmeyi ihmal etmemekte de yarar olacaktır. Örneğin bir bayramda yazarlara özel tasarlanacak bir çalışma ile bayramlarını kutlamak, onların bloga yaklaşımlarını ve bakış açılarını olumlu yönde etkileyebilir.

Yazı yazmayı bir iş olarak değil de, sevilen bir aktivite haline dönüştürmek için öncelikle blog’un ne olduğunu, amaçlarını, nasıl yazı yazılması gerektiğini, ses tonunu ve blogosfer dünyasını yazarlara iyi anlatmak gerekir.

Yazmayı şirket içerisinde teşvik edecek alternatif modeller geliştirilebilir. Örneğin yazı başına küçük teşvikler verilebilir. Blog hakkında güncel bilgileri ve gelişmeleri de yazarlar ile paylaşmayı ihmal etmemekte de yarar var. Böylelikle yaptıkları işin sonuçlarını görmeleri onları işin içerisine daha çok kanalize olmalarını sağlayacaktır.

Normal bir zamanlarda yapacağınız küçük surprizler ile de yazarları bu işin keyifli dünyasına çekebilirsiniz. Bu suprizlerin büyük ve maliyetli olmasına gerek yok. Sadece onları önemsediğinizi ve bloga değer verdiğinizi onlara hissettirmeniz yeterli.

i-blog-therefore-i-am

Kurumsal Blog’da Olmaması Gerekenler

  • Yazılar basın bülteni havası yazılmamalı
  • Ben yerine biz ifadeleri kullanılmamalı
  • Dil bilgisi kontrolünden geçmeden yazı hiçbir şekilde yayına alınmamalı
  • Kurumsal blog olmaktan çıkıp departman blogu haline gelmemeli
  • Blog dış  reklam kanallarına açılmamalı. Ayrıca şirket reklamlarına da yer verilmemeli.

Kurumsal Bloglarda İçerik Yapısı Nasıl Olmalı?

  • Yazıların maksimum 10 paragraf olması okunabilirlik açısından iyi olacaktır daha fazlası ziyaretçinin yazıyı okumadan çıkmasına neden olabilir
  • İçerikler ses ve videolar ile desteklenmelidir
  • Yazılar arası iç ve dış (özellikle iç link) link verilmelidir
  • Konu ile ilgili yazıda en az iki resim olmalı ve daha çok görselle desteklenmelidir
  • Bir paragraf uzunluğunun maksimum yedi satırı geçmemesi iyi olacaktır
  • Açık, anlaşılır ve net bir dil kullanılmalıdır. Unutmayın karşısınız da ki insanlar sizin gibi uzman insanlar olmayacaktır

Kurumsal Blog Yönetim Kurullarında Neler Olmalı?

  • Yazıda bir kaynaktan alınmış bir bilgi mevcut ise kaynak mutlaka belirtilmelidir
  •  Yazılar, referans sistemi, dipnot gösterme biçimi ve kaynakça düzenlenmesinde American Psychological Association (APA) stilinde hazırlanmalıdır.
  • Taraflar ile polemik yaratıcı içerikler girilmemesi gerekir
  • Görselsiz yazı girilmemelidir
  • Okurlar özgürce yorumda bulunabilmelidir, şeffaflık ilkesinden kesinlikle taviz verilmemelidir
  • Yazılarda etiketlemeler mutlaka yapılmalıdır
  • Editöryel politika oluşturulmalı ve içerik girişi bu politika baz alınarak gerçekleştirilmelidir.
  • İçerikler girilmeden tek kişi kontrolü yerine en az iki kişi tarafından kontrol edilmelidir

Kurumsal Blog Tasarımı

Kurumsal bir blogu tasarlarken sade ve yalın bir tasarım tercih edilmeli ve blog havasından vazgeçilmemelidir. Web sitesi tarzında blog tasarlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Blogların her zaman kendilerine özgü tasarım şekli olmuştur, o çerçeveden çok kopmamakta yarar olabilir. Görsel kullanımın çok fazla olmadığı, içeriğin daha çok dikkat çektiği tasarımların her zaman bloglara daha yakıştığı kanısındayım. Ayrıca blogların en önemli özelliği tepkimeler oluşturmasıdır. Bu tepkime en iyi sosyal ağlar kanalıyla gerçekleşir. Bunun için blog yapısında sosyal medya paylaşım araçları en doğru şekilde konumlandırılmalıdır.

Dijital çağda doğru ve etkin blog yönetimi yapabilen şirketlerin bir adım öne çıkacağını düşünüyorum. Şirketler bu alana yatırım yapmalı, bilgi, deneyim ve tecrübelerini paylaşmalılar.Paylaşmanın keyfini yaşamlılar.

Son söz olarak  Mevlana şöyle diyor; “Bilenin bilmeyene borcu vardır” (Uğur Özmen‘in bir yazısında okumuştum bu sözü, onu da söylemeden olmaz 🙂 )